Yeşil | Kavuşma

Bugün 29 Mart ve herhangi bir cumartesi sabahı değil benim için.

Otuz dördüncü yaşımın ilk yarısında, yıllardır hayalini kurduğum o gezegene gitme şansını yarattım.

“Gezegen” diyorum çünkü gerçekten dünyadan değil gibi.

Siyah kumsalları, inanılmaz doğası, her an kendini gösterebilecek görkemli yanardağlarıyla…

İzlanda.

Evet, bambaşka.

Peki, benim için anlamı ne?

Gördüğüm yirmi altı ülke içerisinde, sanırım “artık başardım” hissini yakalayacağım yer burası.

Aslında ilköğretim çağlarındayken, evdeki bir atlasla başladı her şey.

Babam inanılmaz bir öğretmendi. Bazen bizi detaylara boğardı ve küçük yaşta bu fazla gelirdi. Düşündüğümde ise hâlâ anlattığı her şey aklımda.

Bize her ülkeyi tek tek gösterip benzetmeler yapardı. Biz de kendimizi oralarda hayal ederdik.

Zor bir çocukluk ve gençlik dönemi yaşadık.Ama hayaller hep bedavaydı.

Çimlerde uzanıp pembe bulutlardan yaptığımız şekilleri oradan oraya gezdirirdik; kendimiz yerine.

Çocukken her şey ulaşılabilir gelirken, (mesela her çocuk doktor olmak ister) büyüdükçe bunun zorluğuyla yüzleşiyorsun.

Eğer biraz şanslı değilsen, kendi şansını kendin yaratmak zorundasın.

Ve bu, çoğunlukla kolay olmuyor.

İşte o zamanlarda, henüz okula bile başlamamışken farkındaydım ; o bedava hayallerin büyük çaba gerektirdiğinin.

Tam da o nedenle, kardeşimin okul kütüphanesinden getirdiği, (sonra iade etmedik tabii ki!) kalın kapaklı, kocaman dünya atlasından kendime küçücük bir ada ülkesi seçmişim.

Ulaşması zor, çoğu zaman soğuk, bembeyaz ama ışıl ışıl görünen, gizemli bir hedef.

Şimdi uçaktayım.

Kulaklığımda çalan Andrea Bocelli eserleriyle o küçük kızın hayalini gerçekleştirmeye gidiyorum.

Antalya’da hava 25 dereceyken, ben -5 derecelik yeşil bir mantıksızlıkta kaybolmak—hatta belki de kendimi bulmak—için yola çıktım bu sefer.

Katettiğimiz her milde içim kıpır kıpır oluyor.

Sanki Küçük Prens gibi gezegenime kavuşmayı bekliyorum.

Tamamlanmak için.

Az kaldı…

Yorum bırakın